top of page

Dokuz



Teyzemler 90’lı yıllarda Viyana’dan Türkiye’ye arabayla gelirdi. Biz evden hangi gün yaklaşık hangi saatte çıktıklarını bilirdik, ondan sonrası heyecanlı, gergin bir bekleyiş. Birbirinden -özellikle 90’ları düşünürseniz- oldukça uzakta olan iki ailenin kavuşması her zaman çok neşeli, gürültülü, coşkulu olurdu. Annem ve teyzem;özlemle birbirlerini seven kardeş kadınlar. Ben ve ablamın, kuzenlerimiz Yavuz ve Atilla ile muhabbetimiz şahane. Babam ve eniştem, bağırarak konuşan ve birbirlerine sevgilerini küfrederek belirten iki bacanak. Saatler süren yolculuğun sonunda genelde yeşil renkli arabaları bizim apartmanın çevresinde belirir, arabayı hangimiz balkondan gördüysek heyecanla haber verirdik. Sonra gelsin curcuna.


Bu video 91 senesinde çekilmiş. 91 olduğuna neredeyse emin olmamın sebebi, videonun ikinci kısmında Yalova’da olmamız. Ben Yalova’da, o misafir edildiğimiz evde Sezen Aksu’nun Gülümse albümünü deliler gibi dinlediğimizi hatırlıyorum çünkü. O albüm de 1991 senesinin Temmuz ayında çıktı, 29 sene önce bu zamanlar. Kamerayı çoğu zaman kuzenim Yavuz kullanmış, o çoğu sahnede gözükmüyor o yüzden, kimi zaman da Atilla almış eline.


İlk kısımda Bostancı’da, annemlerin -hala yaşadığı- evindeyiz. Ben artık dokuz yaşındayım, masanın etrafı kalabalık, üstü pasta börek çörekle dolu. Pasta mumu yokmuş, ki bizim evde hiç olmaz gerçekten; o yüzden, tek, dekoratif, eşek gibi büyük bi mum üflüyorum. Üfleyemiyorum daha doğrusu, izleyince göreceksiniz. Aynı apartmanda oturan halamın çocukları, kuzenlerim Bahri ve Özlem de giriyor sahneye bir süre sonra. Bahri pastasını yedikten sonra gülümserken, Özlem babamı, dayısını oturduğu yerden öpüp sonra annemi öperken. Atilla’nın öpücükleri, benim doğumgünü heyecanım ve utangaçlığım. Yazın doğduysanız, genelde büyük doğumgünü kutlamalarına şahit olmazsınız çocukken. O yüzden biraz şaşkın gibiyim. Ya da gerçekten şaşkın ve o görüntülerdekli gibi bir çocuktum bilemiyorum.


Sonra Yalova’dayız. 8 kişi eziyet gibi misafirliğe gitmişiz, insan 8 kişiyi nasıl ağırlar, evine niye çağırır şimdi anlaması zor ama o zamanlar oluyordu öyle şeyler. Ben ve teyzem köyün ağası gibi elimizi arkada birleştirmiş sahilde yürümüşüz uzun uzun, ikimizde de garip garip eşofmanlar, feribot yanaşıyor Yalova’ya biz oradayken. Annem permalı saçlarıyla ışıl ışıl, babam olduğundan çok daha ciddi ve asık suratlı gözüküyor, oysa öyle biri değildir, gülümsemesi ve muhabbeti bol biridir. Atilla yine cool ve yakışıklı renkli gözlü kuzen, şahane saçlarıyla gözümüzün önünde, ben tam bir taskafa çok affedersiniz, elimde kola kutusu, şaşkın şaşkın takılıyorum yine. En son sahnede ise ablakuş var, tatlı tatlı gülümseyip muhtemelen kamera karşısında olduğu için söyleniyor. Saçlarını düzeltirken hülyalı bakmayı da unutmuyor.


Toplam 30 dakikalık bir videoydu bu aslında, ben aradan kırptım, çektim, aldım, bazı sahneleri yavaşlattım, sırasını azıcık kurcaladım, değiştirdim. Uzun zamandır bilgisayarımda bir dosyada duruyordu, oradan çıkarıp şöyle bir gözümün önüne almak istedim. Kötü bir şey yaşandığı, hüzünlü olduğum için böyle bir işe girişmedim, onu belirteyim. Bir şey olduğu için bu yazıyı ve videoyu paylaşmıyorum yani. Sadece canım istedi.


Videodaki herkes ne mutlu ki hayatına -kabul edilebilir- bir şekilde devam ediyor. Muhabbet masası kurulsa yine herkes etrafına oturur, pasta kesilse yine kesilir, çene yarıştırmaksa hiç çekinmeden yarıştırılır, gerekirse o uzaylı eşofmanını (ve belki de AŞORTMANını) bile giyeriz.


Durup durup bir mumu nasıl üfleyemediğime gülüyorum şimdi şu yaşımda. İnsan bu kadar mı beceriksiz olur?

57 views

Comments


bottom of page