top of page

rüyalar ve çoraplar

1 day ago
2 min read

Updated: 15 hours ago


10 Şubat 2026



bu aralar babamı sıklıkla rüyamda görüyorum. pek şaşırmıyorum. omzunu kırdıktan sonra hastanelerde doktorlarla geçen günlerimiz sonrasında zihnim ve kalbim bu işin üstesinden gelmeye çalışıyor. süreci iyi yönetmeye, kendimi de bir yandan korumaya çalışıyorum. tüm bunları yaşarken de babama öfkeli olduğumu fark ediyorum. şu an açık bir şekilde ihtiyacı olan desteği ve sevgiyi, durumu sadece son zamanlarda kötülemediği için, layıkıyla veremiyorum. 10 - 15 sene bir şeylerin daha farkında olabilseydi, kendini ruhen daha iyi besleyebilseydi, o yaşlı ve hep güvende olacağını bildiği kafasını biraz dışarı çıkarabilseydi belki şimdi biraz daha şefkatli olurdum ona karşı. şefkati de nereden gördüğümü, nasıl yorumladığımı çok iyi bilmiyorum açıkçası. ona kötü davranmıyorum. hayatımın -ne olursa olsun- son dönemlerinde yoğun bi ilişkimiz var, artık yetişkin halimizle aynı şehirde yaşıyoruz. dünyadaki varlığıma sebep, kan bağımın olduğu birini üzmek, kırmak, ondan öc almak, hesap sormak istemiyorum. toplumsal olayların aksine, bireysel ilişkilerde hesap sormanın / vermenin gereğine inanmıyorum. ya da cesaretim olmadığı için böyle cümlelerle kendimi ikna ediyorum. zorlanıyorum, yorgunum ve bundan sonrasını yokuş aşağı görüyorum.


rüyaların birinde babam koyu gri bir takım elbise giyiyordu. yelekli, kaliteli kumaştan bir takım. normalde de güzel giyinir zaten ama babamı hiç yelekli takım elbise ile görmedim, sadece yelekle de görmedim. 50'li yaşlarında, gürbüz ve neşeliydi. yüksek sesle konuşuyor, en iyi bildiği konulardan bahsediyor, masada parlıyordu. masadan kalktı, nereye gideceğini sordum, hınzırca gülümsedi ama tek kelime etmedi rüyamda.


cumartesi kahvaltı için toplandığımızda ona rüyamı anlattım. yüzü güldü, görmeyen gözleri biraz ışıldadı. tabağındaki böreği bulmak için çatalı iki üç kere rastgele sapladı, sonunda tutturdu. gürbüz, gürültülü ve takım elbiseli değildi ama yine karşımdaydı. üç dört gün sonra rüyamda ölmüştü. öldüğünü rüyamda hatırlayıp ağlamaya başladım. çok içten gelen, akışı durduralamaz bir ağlama değildi ama. zorlanıyordum ağlarken. yokluğunu hatırlarken de öldüğü zaman rahatlayacağımı, koca bi defteri kapatacağımı zannederken o - en derinden gelen- acının hiddetine şaşırmıştım. cenazesinde babasının tabutuna sarılarak ağlayanları gördüğümde şaşırmanın öcünü benden alıyordu rüyalarım.


son rüyanın ayrıntıları yok. sadece uyandığımda yine "babam ve ölüm" temalı bir rüya gördüğüm için sıkıntıyla söylendim. yine salondaki koltukta uyuya kalmıştım ve yine televizyondan beyaz gürültü niyetine daha önce yüzlerce kez izlediğim bir diziden sesler dolduruyordu evin içini. koltuğun altında kalmış çorapları topladım, birbirinin içine geçirip koltuk kolçağına koydum ve banyoya gittim. iyi yaşlanmak istiyorum ama bunun için yapmam gereken birçok şeyi yapmıyorum. çok içki içiyorum, çok durgun ve uyuşuğum. sevileceğimi, birinin beni hayatına -bir süre de olsa- ekleyeceğini düşünmüyorum. banyoda bunlar aklımdaydı yine şiş gözlerimle kendime bakarken. bunlar hep aklımda zaten. içiçe geçirdiğim kirli çorapların koltuk kolçağında kaldığını hatırladım bir de. oysa kirli sepetinde olmaları gerek. çok yavaş hareket edebildiğim bu sabahta kuşlar cıvıldadı da cıvıldadı. göğü zar zor gören pencerelerimden dışarı baktım. gri mavi renklerin eşliğinde küçük dünyam uyanıyordu. yan apartmanın otoparkında bir arabanın farları yandı. çorapları akşam eve dönünce kirli sepetine attım.



bottom of page