kolunda başım
bugün çalışmadım, tatil çünkü, 29 ekim. bağdat caddesi bayraklarla kaplıydı muhtemelen. gündüz bi ara kalkıp evi toparlarım zannettim ama yapamadım. dün gece alper ve jack bizi ağırladı, negüzel içmişim. tekrar yattım. hava kapalı, üstümde yorgan, yapacak bir şeyim yok, cumhuriyeti kutlamak yerine kendimi uyuşturmayı seçmişim. yemek ısmalardım, o geldi, sonra yine uyumuşum.

gündüz rüyasında annemleydim. koluna girmişim, bir avrupa kasabasındayız. şehir diyemiyorum çünkü çok fazla hediyelik eşya satan dükkan var. bu bir kasaba davranışı. kötü hediyelik eşyalarından onlar hayat parasını kazanıyor, biz ise kendimizi o polyester, o plastik, o kötü maddeli şeyi aldığımız için mutlu zannediyoruz. annemle dikkatlice inceliyoruz her şeyi rüyamda, anneme bulunduğumu yerin ( adı tıreliks) özelliklerini anlatıyorum. dağından nehrinden, ikliminden bahsediyorum. annem dinliyor dinlemesine ama yine yargı dağıtıyor. bi dükkanın vitrinde gördüğü elbise ile dalga geçiyor. annemin çerkes kuzenini yaşıyormuş bu şehirde, onunla buluşmaya gelmişiz. ben mutluyum. annemle kol kola bir avrupa kasabası geziyorum çünkü. bi yandan da nerede olduğumuzdan hiç emin değilim. alsace gibi, düsseldorf gibi, hollanda'dan uzakta olduğumuzu anlayıp panikliyorum. evim hollanda zannediyorum çünkü. kaç saatte döneriz acaba?
rüyanin ikinci sahnesinda annemle bakkal dükkanı gibi bi yerdeyiz. bi masanın önüne iki yan yana sandalye koymuşlar, solda annem sağda ben varız. annem uyumuş, kafası masanın üstünde. annemin uyuyacağına hiç inancım yok, şoktayım. önce bi uzun uzun bakıyorum. sonra sağ koluna başımı koyuyorum o uyurken. yüzüm gülüyor anacağımın yanında olduğum için. annem uyanır gibi küçük hareket ediyor, el ele tutuşuyoruz. yüzüm gülüyor. annemle kendimi güvende hissediyorum. kaç saatte dönersek döneriz.
sonra gözlerimin üstüne ağırlık düşmüşken bi ses duyuyorum almanca, gıdıklı, şişko, sevimsiz, beyaz bi adam gitmemiz gerektiğini söylüyor. dükkanı kapatacakmış. annemi omzuna dokunarak kaldırıyorum. anne gitmemiz lazım. annem kocaman bi banknot çıkarıyor, defter gibi bir şey. bana bira ısmarlıyor. meğer isviçre'deymişiz. elindeki kocaman banknot frank'mış. nasıl döneceğimizi düşünüyorum. evim hollanda'da zannediyorum, annem de istanbul'da. biz bu tıreliks'ten nasıl döneceğiz. annem gülüyor. o gülünce ben de sakinliyorum. bi ara döneriz. bunu başarırız.
not: bu yazının fotoğrafında kuşadası'ndayız. 95'ler gibi olsa gerek. anneme şımarmayı başarabilmişim. şahane bir fotoğaf, yüzümü güldürüyor.




